İçeriğe geç
Letâif

Odak modu açık · Ayarlar

Prizma 7 (Zihin Harmanı) · 5. bölüm

Fedakârlıkta Ölçü

Fedakârlıkta mantığın ölçüsü ne olmalıdır?

Bizce fedakârlık, insanın nefsi, malı, onuru hatta izzeti adına bir kısım şeylerden

vazgeçmesi, onları daha ulvî ve yüce hakikatlere feda etmesi demektir ki, bu konuda

feda edene fedakâr, o ameliyeyi yapmaya da fedakârlık denir. Meselâ, yüce dinimizin

i'lâsı için, daha doğrusu ufkumuzda parlaması ve şehbal açması adına fert ve toplum

olarak onu i'lâya koşma; icabında bu mevzuda yurtlar yapma, okullar açma, malımızla,

canımızla bu işe destek olma birer fedakârlıktır. Tabiî ki, bütün bu fedakârlıklar,

ulvî bir davayı bayraklaştırmak, yüce İslâm hakikatinin ufkumuzda şehbal açmasını

temin etmek için yapılıyorsa...

Meselenin aslına bakıldığında fedakârlıkla mantık arasında bir tenakuzun olmadığı

görülecektir. Hatta denebilir ki mantık, fedakârlığı teyit etmektedir. Hatta denebilir

ki, insan, mantığı sayesinde daha da fedakâr olmaktadır. Ama konuyu sığ ve sathî

bir düşünce ile mütalâa edenler için, fedakârlıkla mantık arasında bir zıddıyetin

var olduğu söylenebilir. Meselâ; eğitim seferberliği adına pek çok kardeşimiz şu

anda hemen elde edemedikleri ve sonucunu şimdi göremedikleri bir şey uğrunda büyük

fedakârlıklar yapıyorlar. Sıhhatlerini ve hayatlarını âdeta bu yolda tüketiyorlar.

Bu yolda çalışan, koşan ve terleyen arkadaşlara Allah da bire bedel milyonlar lütfediyor.

Onlar da mazhar oldukları bu lütufları eğitim yolunda kullanıyorlar. Bazılarınca

böyle bir mesele, aklın zâhirî nazarında ve derinlemesine düşünemeyenlerin gözünde

mantığa zıt gibi görünebilir. Didinmek, çalışmak, tabiî onların nazarında, mevhum

bir hakikate muhakkak bin hakikati feda etmek, mantıkla fedakârlığın –yeni ifadesiyle–

çelişmesi olarak gözükebilir. Fakat aslında, mantıkla fedakârlık arasında böyle

bir tenakuz söz konusu değildir.

Evet, eğer insan, gönlüyle aydınlığa kavuşmuş, kâinatın işleyişi içindeki hakikatleri

ve bu mutlak akışın ahirete doğru gittiğini görmüş, daha burada iken vicdanında

Cenâb-ı Hakk'ın cemalini müşâhede etmeye başlamış, dünyanın mesudane binlerce senesinin,

Cennet hayatının bir dakikasına denk gelmeyeceğini vicdanında duymuş, dahası Cennet

hayatının da milyonlarca senesinin Cenâb-ı Hakk'ın cemalini bir kere görmeye eşit

olamayacağını yine vicdanında hissetmişse onun nazarında dünya ve içindekilere ait

her şey sinek kanadı kıymetindedir ve işte bu şuurla öteleri gören bir insanın fedakârlık

yapması, kesinlikle mantıkla çelişmez, bilakis onun mantığı bu fedakârlığı sürekli teyit eder.

Şimdi Amerikalılar ve Ruslar feza yolculukları yapıyorlar. Orada bir kısım nazariyelere

dayanarak bizim görme ve duyma buudlarımızın dışında bir kısım kentlerin olabileceğini

düşünüyorlar. Bu insanlar, şayet bu mantıkla, bizim düşünce çizgimizin ve yaşama

buudlarımızın dışında, insanlığın saadet ve mutluluğunu oralarda bulsalar, insanlığı

oraya taşıma planlarına çok para harcasalar ve bazıları da bunu bugün hiç anlamasa,

bu onların mantıklarına ters gelmiş olur. Hatta yeryüzünde kavga çıkarır ve derler

ki: "Efendim! Afrika'daki falan kimseler açlıktan ölüyor, sizler ise bir macera

uğruna Kolombiyalarla fezaya gidip geliyor ve bu işe şu kadar para harcıyorsunuz."

İşte bu yaklaşım çok sathî bir mantığın ürünüdür ve onlar bir gün bizim dünyamızın

dışında mutlu bir âlem bulup insanlığımızı oraya taşıma imkânına sahip olurlar ve

insanlık da gidip orada –Allah'ın inayetiyle– uzun seneler yaşama fırsatını elde

edip, bu şekilde kirlenmiş ve düzensiz hâle gelmiş şu yeryüzünden kurtulmaya vesile

olurlarsa işte o zaman insanlık adına güzel olan bu hizmetin mantıkla çelişir bir

tarafının olmadığı anlaşılacaktır. İhtimal bizim mantık çizgimizin üstünde çok derin

ve buudlu olan bu mantığa göre, bu uğurda yapılacak her fedakârlık mantıkla bir

aradadır. Dolayısıyla mantığa zıt değildir.

İşte mü'min de Cennet, saadet-i uhreviye, Efendimiz'i (aleyhissalâtü vesselâm)

görme ve Cenâb-ı Hakk'ın cemalini müşâhede etme uğrunda ne kadar fedakârlık yaparsa

yapsın, onun yaptığı bu fedakârlıklar kat'iyen akıl ve mantığa zıt değildir. Bu

mevzuda fedakârlık yapanları tenkit edenlerin çoğu, sathî bir muhakeme ile onları

tenkit etmektedirler. Aslında böyle bir tenkit de her iki grubun yaşadığı dünyanın

farklılığından doğmaktadır. Bu farklılığa Hasan Basrî Hazretleri şu şekilde temas

eder: "Siz ashabı görseydiniz onlara "deli" derdiniz. Onlar da sizi görseydi "Bunlar

Müslüman mı?" diye tereddüt yaşarlardı."

Günümüzde de bu mevzuda hizmet edenlere belki bazıları deli sıfatını yakıştıracak

ve: "Bu adamlar maddî bir çıkarları olmadan ne diye böyle uğraşıp duruyorlar?" diyeceklerdir.

Zira onların kendi düşünce dünyalarına göre bir insan, herhangi bir menfaat elde

etmeden herhangi bir yere bir adım bile atmaz. Onların mantığı, yaşlı-başlı hasta

insanların bir inşaatın başında durup amele gibi çalışmasını, başka birinin de yüzünün

suyunu dökerek başkalarından para istemesini, bir diğerinin bu konuda kafa sancısı

çekmesini kavrayamaz. Zira onların akılları, bu fedakârlıkların Allah'ı hoşnut etme

uğrunda olabileceğini düşünemez. Bunu kavrayamadıklarından dolayı da, onların bu

şekildeki farklı mütalâa ve mülâhazaları hep devam edip duracaktır.

Ama bize göre bu mesele gayet normaldir ve bizim düşünce dünyamızda en akıllı

insan, hak yolunda her şeyini vermeye âmâde olan insandır. Şayet hepsini birden

feda etmiyorsa, onun mukaddes bir düşüncesi vardır ki, o da şudur: "Bu malımın biraz

mayası kalsın, daima bunu çoğaltayım da sürekli vereyim ve bir kere verip kenara

çekilme yerine her zaman veren ve yardım eden bir insan olayım."

Evet, esas itibarıyla fedakârlık ile mantık arasında herhangi bir zıtlık yoktur.

Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, mantık, fedakârlığı teyit eder. Bu espriyi

kavrayan biri, mantığını kullanarak fedakârlık ufkunda çok daha derinliklere ulaşabilir.

Not

Notlar bu cihazda saklanır. Tüm vurgu ve notlar

Kaynak: Pırlanta Oku