Gözetme, mülâhazaya alma, intizarda bulunma, kontrol etme ve kontrol edildiği şuuruyla yaşama mânâlarına gelen ; hâl ehlince, Allah’tan gayrı her şeyden alâkayı keserek kalben Cenâb-ı Hakk’a yönelmek, ilm-i ilâhînin her şeyi kuşatmış olduğu inanç ve mülâhazasıyla nefsini menhiyâta karşı gemleyip hayatını Allah’ın emirleri ışığı altında dizayn edip yaşamaktan ibaret görülmüştür. Murâkabeyi; her zaman Hakk’ın muradını takip etme ve Cenâb-ı Hak tarafından takip edilme mülâhazasıyla iç ve dış bütünlüğü içinde, hayat ve davranışlarımızı ciddî bir çizgide sürdürme şeklinde de yorumlayabiliriz. Bu da ancak, Cenâb-ı Hakk’ın, insanın her hâline bulunduğuna; yani onun sözlerini duyar ve işitir, ahvâlini bilir ve değerlendirir, yaptıklarını görür ve kaydeder olduğuna inanmakla gerçekleşebilir. Kur’ân-ı Kerim:
Gözetme ve gözetlendiğini bilerek yaşama. Kuşeyrî, kulun Allah'ın kendisinden haberdar olduğunu bilmesini ve bu bilgiyi sürdürmesini murâkabe sayar; Herevî ise gözetilen amaca dikkatin devamı der. Yazarda kelime, huzur ve müşâhede ile komşu bir hâl adı olarak geçer.
Kuşeyrî, er-Risâle, kuseyri-risale.b24.p6 · Herevî, Menâzilü's-sâirîn, herevi-menazil.b26.p2 · Kalbin Zümrüt Tepeleri, gaybet.p3
Göz önünde bulundurma, dikkate alma, zihinde tutma. Paragrafta 'mülâhazaya alma' ve 'inanç ve mülâhaza' ifadelerinde bu anlamdadır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, ehadiyet-vahidiyet.p8 · Kâmûs-ı Türkî, mülâhaza maddesi
Dinin yasakladığı işler. Yazar ibadet ü taati sevap, menhiyât işlemeyi günah kazanma yolu olarak karşı karşıya koyar.
Kendi Ruhumuzu Ararken, kendi-ruhumuzu-ararken.din-bir-butundur.p3
Bakan, gözeten. 'Her hâle nâzır olmak', Allah'ın kulun bütün hâllerine bakıp onları gözetmesidir; yazar bunu 'hâzır ve nâzır' ifadesinde de kullanır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, allah-ve-uluhiyet-hakikati.p5
Açıklama
Murâkabe için üç tanım art arda gelir: sözlük anlamı, hâl ehlinin tanımı ve yazarın kendi yorumu. Sözlükteki gözetme ve kontrol, tasavvufta karşılıklı bir bilince dönüşür: kul Allah'ın muradını kollar, Allah da kulu gözetler. Hâl ehlinin tanımında iki iş birlikte görülür. Biri kalbi Allah'tan başka her şeyden çekip Hakk'a çevirmek, öteki Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığını bilerek nefsi yasaklardan alıkoymaktır. Yazarın yorumunda ağırlık, bu bilincin iç ve dış bütünlük içinde hayata yansımasındadır. Bütün bunların şartı, Allah'ın her hâli gördüğüne inanmaktır. Bu inancın Kur'ân'daki ifadesi sonraki paragraflarda gelir.
Kelimeler
- murâkabe: Gözetme ve gözetlendiğini bilerek yaşama. Kuşeyrî, kulun Allah'ın kendisinden haberdar olduğunu bilmesini ve bu bilgiyi sürdürmesini murâkabe sayar; Herevî ise gözetilen amaca dikkatin devamı der. Yazarda kelime, huzur ve müşâhede ile komşu bir hâl adı olarak geçer.
- mülâhaza: Göz önünde bulundurma, dikkate alma, zihinde tutma. Paragrafta 'mülâhazaya alma' ve 'inanç ve mülâhaza' ifadelerinde bu anlamdadır.
- menhiyât: Dinin yasakladığı işler. Yazar ibadet ü taati sevap, menhiyât işlemeyi günah kazanma yolu olarak karşı karşıya koyar.
- nâzır: Bakan, gözeten. 'Her hâle nâzır olmak', Allah'ın kulun bütün hâllerine bakıp onları gözetmesidir; yazar bunu 'hâzır ve nâzır' ifadesinde de kullanır.
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “gizli-açık her şeye nigehbân olmasına göre hayatını tanzim edip” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, haya.p11)
- “ve Rakîb olduğu inancına” (Bir İcaz Hecelemesi, bir-icaz-hecelemesi.bakara-sure-i-celilesi-6-7-ayetler.p19)
- “tefekkür, murâkabe, muhâsebe ise onun bekâsının esaslarıdır” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, kalb.p24)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ
Açıklama
Yûnus sûresi 61. âyetinin Arapça metni verilir; yazarın meâli bir sonraki paragraftadır. Âyet kişinin içinde bulunduğu hâli, okuduğu Kur'ân'ı ve yaptığı her işi kapsar. Allah bunların hepsinde şahittir, yani bilen ve gözetendir; Allah mekândan münezzeh olduğu hâlde her yerde hâzır ve nâzırdır. Gözetim, kulun işe dalıp gittiği anda bile sürer. Yazar âyeti ilk paragraftaki tanımın ve inancın dayanağı olarak getirir.
Nakiller
- Kur'ân-ı Kerîm, 10/61
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “zamandan, mekândan münezzeh olduğu hâlde her yerde hâzır ve nâzır bulunduğunu” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, allah-ve-uluhiyet-hakikati.p5)
- “gibi âyetlerle anlatılan iman şuuruyla..” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, haya.p6)
- “Her an üzerlerinde nigehbân bulunan Rabbilerinden korkar” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, havf-ve-hasyet.p5)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
“Sen ne halde bulunsan ve Kur’ân’dan ne tilâvet etsen, sizler de amelden ne işlerseniz, ona dalıp gittiğiniz esnada mutlaka Biz üzerinizde bulunuruz...” beyanıyla bu gerçeği ihtar etmektedir.
Gözcü, bekçi; gözetip koruyan. Yazar bu kelimeyi, Allah'ın kulları her an gözetlediği ve koruduğu anlamında, âyetlerin meâlinde ve kendi cümlelerinde kullanır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, havf-ve-hasyet.p5 · Kalbin Zümrüt Tepeleri, haya.p11
Nûr saçan, aydınlatan. Yazar 'nurefşân beyan' ifadesini Allah'ın âyetteki sözü için kullanır; Kur'ân'ın ışık veren anlatımı demektir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, kurb-bud.p1 · Kalbin Zümrüt Tepeleri, havf-ve-hasyet.p5 · Kâmûs-ı Türkî, nûrefşân maddesi
Açıklama
Yazar âyetteki şahitlik ifadesini 'nigehbân' kelimesiyle karşılar. Nigehbân gözcü ve koruyucu demektir; şahitlik böylece bilmenin yanında gözetmeyi de anlatır. Âyetin saydığı hâl, Kur'ân tilâveti ve amel, kulun bütün hayatını kapsar. 'Ona dalıp gittiğiniz esnada' kaydı, gözetimin kulun bir işe daldığı anda da sürdüğünü bildirir. Meâlin sonundaki üç nokta, âyetin devamının alınmadığını gösterir. Yazar bu beyanı, murâkabenin dayandığı gerçeği hatırlatan ifade olarak anar.
Kelimeler
- nigehbân: Gözcü, bekçi; gözetip koruyan. Yazar bu kelimeyi, Allah'ın kulları her an gözetlediği ve koruduğu anlamında, âyetlerin meâlinde ve kendi cümlelerinde kullanır.
- nurefşân: Nûr saçan, aydınlatan. Yazar 'nurefşân beyan' ifadesini Allah'ın âyetteki sözü için kullanır; Kur'ân'ın ışık veren anlatımı demektir.
Nakiller
- Kur'ân-ı Kerîm, 10/61
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “Her an üzerlerinde nigehbân bulunan Rabbilerinden korkar” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, havf-ve-hasyet.p5)
- “o her şeye nigehbân Rabbine arz eder” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, cile.p30)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
Eğer murâkabe, Hakk’ın hoşnut olmadığı uygunsuz hâtıralara, huzurdan uzaklaştıran yaramaz düşüncelere, davranışları baskı altına alan sevimsiz mülâhazalara karşı kalbin kapanması ve ruhun sonsuza açık bütün kanallarının ilâhî vâridâta göre ayarlanması ise, bize de, menfî-müsbet bu açıp-kapama işini çok iyi değerlendirmek düşer. Allah’ın değer verip öne aldığı şeyleri, en içli, en derin arzularımız dahil, her kıymetin üstünde tutma; O’nun büyük gördüklerini büyük görüp başlarda gezdirme, değer vermediği şeyleri de hatırdan, gönülden çıkarıp atma, bu mevzuda ilk adım sayılır. Hak rahmetinin enginliğinin düşünülmesi, insanda Allah sevgisini ve ibadet aşkını coşturur; O’nun mehâfet ve mehâbetinin mülâhazası ise, mâsiyet iştihasını kaçırır ve insanı dikkatli yaşamaya zorlar. Murâkabeye gelince, ibadet ü taatı, bir kısım cisimlerin tülbentten geçirilmesi gibi öyle bir eler ki, âdeta onların içinde Hak mülâhazasından başka hiçbir şey kalmaz; zira murâkabe aynı zamanda ferdin yapayalnız anlarında dahi, her an görülüp gözetildiği şuuruyla duygu ve düşüncelerini bulandırmama gayretidir.
Kalbe gelen düşünce. Yazar, kalbe uğrayan her hâtıraya parola sorulmasından söz eder. Kelâbâzî'nin aktardığı bir sözde hâtıra dört kaynaklıdır: Allah'tan, melekten, nefisten ve düşmandan. Paragrafta 'Hakk'ın hoşnut olmadığı hâtıralar', kalbin kapanması gereken düşüncelerdir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, muhasebe.p9 · Kelâbâzî, et-Ta'arruf, kelabazi-taarruf.b36.p1
Allah'tan kalbe gelen ilhâm, feyiz ve hâller. Yazar bunları yolcuya yol azığı sayılan bir ihsan olarak anar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, berk.p11
Mehâfet, Allah'tan korkma ve çekinme; mehâbet, O'nun heybeti karşısında duyulan saygılı ürperti. Yazar ikisini Allah'a karşı saygılı olmanın doğurduğu duygular olarak birlikte anar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir-uzun-seyahati-noktalarken.p33 · Gazâlî, İhyâ, gazali-ihya.b498.p4
Allah'ın değer verdiğini her şeyin üstünde tutmak, değer vermediğini gönülden çıkarmak. Yazar bunu ilk adım sayar; Kuşeyrî, Zünnûn'dan murâkabenin alâmetini aynı yönde aktarır: Allah'ın seçtiğini seçmek, büyüttüğünü büyütmek, küçülttüğünü küçültmek.
Kuşeyrî, er-Risâle, kuseyri-risale.b24.p15 · Kalb İbresi, kalb-ibresi-kirik-testi-9.kivam-ve-kardeslik.p22
Açıklama
Murâkabe, kötü hâtıralara kalbi kapatıp ilâhî vâridâta ruhu açmak diye tanımlandığına göre, açıp kapama işini iyi yürütmek kişiye düşer. Yazar ilk adımı gösterir: Allah'ın değer verdiğini en içli arzuların bile üstünde tutmak, değer vermediğini gönülden atmak. Sonra iki duyguyu ayırır. Rahmetin genişliğini düşünmek sevgi ve ibadet aşkını artırır; mehâfet ve mehâbet düşüncesi günah isteğini kaçırır. Tülbent benzetmesi, ibadetten Hak mülâhazası dışındaki her şeyin elenip ayıklanmasını anlatır.
Kelimeler
- hâtıra: Kalbe gelen düşünce. Yazar, kalbe uğrayan her hâtıraya parola sorulmasından söz eder. Kelâbâzî'nin aktardığı bir sözde hâtıra dört kaynaklıdır: Allah'tan, melekten, nefisten ve düşmandan. Paragrafta 'Hakk'ın hoşnut olmadığı hâtıralar', kalbin kapanması gereken düşüncelerdir.
- vâridât: Allah'tan kalbe gelen ilhâm, feyiz ve hâller. Yazar bunları yolcuya yol azığı sayılan bir ihsan olarak anar.
- mehâfet ve mehâbet: Mehâfet, Allah'tan korkma ve çekinme; mehâbet, O'nun heybeti karşısında duyulan saygılı ürperti. Yazar ikisini Allah'a karşı saygılı olmanın doğurduğu duygular olarak birlikte anar.
- Allah'ın büyük gördüğünü büyük görmek: Allah'ın değer verdiğini her şeyin üstünde tutmak, değer vermediğini gönülden çıkarmak. Yazar bunu ilk adım sayar; Kuşeyrî, Zünnûn'dan murâkabenin alâmetini aynı yönde aktarır: Allah'ın seçtiğini seçmek, büyüttüğünü büyütmek, küçülttüğünü küçültmek.
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “Mehâfet ve mehâbet duygusunun arkasındaki en önemli sâik” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir-uzun-seyahati-noktalarken.p33)
- “büyük gördüklerini büyük görüp büyük kabul etmiyorsak” (Kalb İbresi, kalb-ibresi-kirik-testi-9.kivam-ve-kardeslik.p22)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
Murâkabe yolu, mürşid ve rehbere ihtiyaç hissetmeden, gidip Hakk’a ulaşan kestirme yolların en önemlilerindendir ve çeşnilidir. Bu yolun bahadırları, her zaman ve her yerde, acz ü fakr nâmeleriyle Cenâb-ı Hakk’a yönelebilir ve ihtiyaç tezkeresiyle halvethâneye alınabilirler. Bunlar, hayatlarının her anında tabiatı süzerken, Allah’ın kendilerini kontrol ettiğini hisseder ve her türlü mülâhazasından uzaklaşırlar; eşyayı dinlerken de, O’nu söylemeyen bütün seslere karşı kapanır, O’na ait nağmeleri duymaya çalışırlar; varlığı konuşurken, O’nun güzelliklerini şakıyan bir bülbül olur ve O’nunla irtibatlandıramadığı her şeyi sayar, onlara karşı da ebkem (dilsiz) kesilirler. Zaten, göz, O’nun görmesini, kulak O’nun işitmesini, dil de O’nun beyanını hatırlatmıyorsa, bu uzuvların birer et parçasından farkı yoktur. “Cenâb-ı Hak, Kendine ‘Basîr’ dedi ki, seni fenâlıklara karşı her zaman korkutucu.. O Kendine ‘Semî’’ dedi ki, dudaklarını fena şeylere karşı kapatıcı.. ve O Kendine ‘Alîm’ dedi ki, sana bildiğini bildirip, fesat düşüncesine karşı kararlı olasın.” diyen Hz. Mevlâna, murâkabeyi, fena duygu, fena tutku ve fena davranışlara karşı koruyucu bir ve Cenâb-ı Hakk’ın hukukunu görüp gözetmede de biricik teminat saymaktadır.
Velîliğin yüksek mertebesi. Yazar bu adı Hz. Peygamber'in temsil ettiği velîlik için kullanır ve bu mertebenin vârislerinden söz eder. 'Vilâyet-i kübrâ çeşnili' murâkabe yolu, bu mertebenin tadını taşıyan yol demektir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, veli-ve-evliyaullah.p36 · Kalbin Zümrüt Tepeleri, cile.p34
Kişinin ibadet ve yönelmek için tek başına çekildiği yer; çilehâne ile birlikte anılır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, cile.p22
Allah'tan başka olanlar. 'Ağyâr mülâhazası', kalbi Hak dışındakilere yönelten düşüncedir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, arif.p1 · Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir-uzun-seyahati-noktalarken.p25
Faydası ve değeri olmayan, uğraşmaya değmez söz ve iş. Yazar O'nu anmayan sözü bu adla anar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, vasil-c4.p45
Perde, siper. Murâkabe, kötülüğe karşı koruyucu bir perde olarak anılır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, nefis.p14
Açıklama
Murâkabe yolunun mürşide ihtiyaç duyurmadan Hakk'a ulaştırdığı söylenir; Allah mekândan münezzeh olduğu için bu ulaşma bir yere varmak anlamında anlaşılmaz. Yol, vilâyet-i kübrâ tadı taşır. Erleri acz ve fakirliklerini ileri sürerek Allah'a yönelir, ihtiyaç belgesiyle halvethâneye alınır. Baktıkları her şeyde O'nun kontrolünü hisseder, seslerin içinde yalnız O'nu söyleyenleri dinler, O'nunla irtibatlandıramadıkları her şeyi mâlâyanî sayıp ona karşı dilsiz kesilirler. Göz, kulak ve dil Allah'ı hatırlatmıyorsa birer et parçasından farksızdır. Hz. Mevlâna'ya nisbet edilen söze göre Basîr korkutucu, Semî' dudağı kapatıcı, Alîm kararlı kılıcıdır; yazara göre Mevlâna murâkabeyi kötülüğe karşı sütre ve Allah'ın hakkını gözetmede biricik teminat sayar. Sözün ilk kaynağı bulunamamıştır.
Kelimeler
- vilâyet-i kübrâ: Velîliğin yüksek mertebesi. Yazar bu adı Hz. Peygamber'in temsil ettiği velîlik için kullanır ve bu mertebenin vârislerinden söz eder. 'Vilâyet-i kübrâ çeşnili' murâkabe yolu, bu mertebenin tadını taşıyan yol demektir.
- halvethâne: Kişinin ibadet ve yönelmek için tek başına çekildiği yer; çilehâne ile birlikte anılır.
- ağyâr: Allah'tan başka olanlar. 'Ağyâr mülâhazası', kalbi Hak dışındakilere yönelten düşüncedir.
- mâlâyanî: Faydası ve değeri olmayan, uğraşmaya değmez söz ve iş. Yazar O'nu anmayan sözü bu adla anar.
- sütre: Perde, siper. Murâkabe, kötülüğe karşı koruyucu bir perde olarak anılır.
Nakiller
- ilk kaynağı bulunamadı
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “Allah zamandan ve mekândan münezzehtir.” (Fasıldan Fasıla 4, fasildan-fasila-4.ci-cu.p3)
- “sözleri mâlâyânî ve lakırtı sayar” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, vasil-c4.p45)
- “Rabbiyle münasebetlerini daha bir derinleştirerek” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, cile.p30)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
Murâkabenin başlangıcı ve birinci merhalesi, Allah’ın olduğuna ve her hâlimize şahid bulunduğuna hâsıl edip, O’nun irade ve meşîetine kalben teslimiyetle, dileklerimizden daha çok, dileklerini kollayarak وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَقِيبًا “Allah her şey üzerinde ve gözetleyicidir.” ufkunda seyahat etmektir.
Yolculukta konak, bir aşama. Yazar kelimeyi hak yolcusunun aşamaları için kullanır ('birinci merhale', 'kâmil merhale'). Murâkabenin ilk ve ikinci merhalesi, sâlikin aşamalarıdır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, vucud.p3 · Kalbin Zümrüt Tepeleri, zuhd.p3 · Kâmûs-ı Türkî, merhale maddesi
Şüphe barındırmayan kesin bilgi ve inanç. Yazar yakîni mertebeli sayar: mârifet ilme'l-yakînden ayne'l-yakîne, oradan hakka'l-yakîne yükselir. Gazâlî, bu tür yakînin semeresini hareket ve sükûnda murâkabenin doğruluğu olarak gösterir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, cem.p11 · Gazâlî, İhyâ, gazali-ihya.b17.p169
Allah'ın dilemesi. Yazar bu kelimeyi Allah'ın sıfatları arasında sayar ve her şeyi kuşatan dileme olarak anar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, ayan-i-sabite-ve-alem-i-misal.p3
Gözleyip kontrol eden; Allah'ın isimlerinden biri. Kuşeyrî, murâkabeyi kulun Allah'ın kendisi üzerinde rakîb olduğunu bilmesi diye açar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, esma-i-husna.p62 · Kuşeyrî, er-Risâle, kuseyri-risale.b24.p6
Allah her şeyi bilen ve gören olarak her yerde hâzır ve nâzırdır; bu, bir yerde bulunmak anlamına gelmez, çünkü Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. Yazar ikisini birlikte anar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, allah-ve-uluhiyet-hakikati.p5
Açıklama
Murâkabenin ilk merhalesi üç şeyin birlikte yaşanmasıdır. Birincisi, Allah'ın her şeyi bilip gördüğüne, mekândan münezzeh olduğu hâlde her yerde hâzır ve nâzır bulunduğuna yakîn kazanmak. İkincisi, O'nun dilemesine kalben teslim olmak. Üçüncüsü, kendi isteklerinden çok Allah'ın isteklerini kollamak. Âyetteki rakîb, gözleyip kontrol eden demektir. Yazar bu yaşayışı bir 'ufuk' olarak adlandırır: yolcu o bilincin içinde seyahat eder.
Kelimeler
- merhale: Yolculukta konak, bir aşama. Yazar kelimeyi hak yolcusunun aşamaları için kullanır ('birinci merhale', 'kâmil merhale'). Murâkabenin ilk ve ikinci merhalesi, sâlikin aşamalarıdır.
- yakîn: Şüphe barındırmayan kesin bilgi ve inanç. Yazar yakîni mertebeli sayar: mârifet ilme'l-yakînden ayne'l-yakîne, oradan hakka'l-yakîne yükselir. Gazâlî, bu tür yakînin semeresini hareket ve sükûnda murâkabenin doğruluğu olarak gösterir.
- meşîet: Allah'ın dilemesi. Yazar bu kelimeyi Allah'ın sıfatları arasında sayar ve her şeyi kuşatan dileme olarak anar.
- rakîb: Gözleyip kontrol eden; Allah'ın isimlerinden biri. Kuşeyrî, murâkabeyi kulun Allah'ın kendisi üzerinde rakîb olduğunu bilmesi diye açar.
- hâzır ve nâzır: Allah her şeyi bilen ve gören olarak her yerde hâzır ve nâzırdır; bu, bir yerde bulunmak anlamına gelmez, çünkü Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. Yazar ikisini birlikte anar.
Nakiller
- Kur'ân-ı Kerîm, 33/52
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “Rakîb: Gözleyip, kontrol eden.” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, esma-i-husna.p62)
- “Her an üzerlerinde nigehbân bulunan Rabbilerinden korkar” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, havf-ve-hasyet.p5)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
İkinci merhalesi, sâlikin huzur-u kalble Cenâb-ı Hakk’a yönelip, ilâhî feyizlerin kalbine akmasını sabır, temkin ve içinde beklemesidir. Böyle bir yönelişte, mürşid, zikir ve râbıtaya da ihtiyaç yoktur. Ancak şer’î âdâba muvafakat kaydıyla bunların bulunması “nûrun alâ nûr” olur. İster birinci merhale olsun ister ikinci merhale, hak yolcusu, bütün benliğiyle أَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ile ifade edilen ‘’ ruhunu tam temsil edebildiği, bu mülâhazada herhangi bir kopukluk olmaması için, her zaman kendini kolsuz, kanatsız, âciz, fakir ve muhtaç gördüğü ve: “Tut beni Allahım, tut ki, edemem Sensiz.” iz’anıyla sadece O’nu bildiği ölçüde sağlam bir murâkabe yolunda ve dolayısıyla da emniyette sayılabilir.
Tasavvuf yolunda ilerleyen kişi. Paragrafın devamında aynı kişi 'hak yolcusu' diye de anılır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, ask.p10
Uyanık ve tetikte olma. Yazar temkinle birlikte, sâlikin hâl içinde edebe uymasını sağlayan uyanıklık olarak anar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, fena-fillah.p18
Bağ, bağlantı. Yazar kelimeyi bu mânâda tanımlar. Tasavvufta sâlikin kalbini mürşidine ya da Hak dostlarına bağlamasıdır; paragrafta mürşid ve zikirle birlikte sayılır.
Asrın Getirdiği Tereddütler 2, asrin-getirdigi-tereddutler-2.vefat-etmis-evliyadan-sag-olan-evliyaya-nazaran-daha-cok-yardim-goruldugu-iddia.p16 · Asrın Getirdiği Tereddütler 2, asrin-getirdigi-tereddutler-2.vefat-etmis-evliyadan-sag-olan-evliyaya-nazaran-daha-cok-yardim-goruldugu-iddia.p8
Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etme bilinci. Herevî, ihsanı hakîkat bâblarını bir araya getiren peygamberî bir ad sayar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, ihsan.p5 · Herevî, Menâzilü's-sâirîn, herevi-menazil.b58.p2
Dayanılan nokta ve yardım istenen nokta. Yazar bunları kalbin ve vicdanın mahiyetindeki, insanı Cenâb-ı Hakk'a yönelten iki nokta olarak anar. Paragrafta sâlik her ikisi için yalnız Allah'a bakar.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, zikir.p15 · Kalbin Zümrüt Tepeleri, kalb.p13 · Kâmûs-ı Türkî, istinat ve istimdat maddeleri
Açıklama
İkinci merhalede sâlik kalbiyle Allah'a döner ve feyizlerin kalbine akmasını sabır, temkin ve uyanıklıkla bekler. Yazara göre bu bekleyiş mürşid, zikir ve râbıta gerektirmez; şer'î âdâba uygun olmak şartıyla bunlar bulunursa 'nûrun alâ nûr' olur. Yazar iki merhale için ortak bir ölçü koyar: murâkabenin sağlam ve güvenli sayılması için ihsan hadisindeki bilinç hiç kopmamalıdır. Bunun yolu, kişinin kendini her an çaresiz, fakir ve muhtaç görmesi, dayanak ve yardım noktası olarak yalnız Allah'ı bilmesidir. 'Tut beni Allahım, tut ki, edemem Sensiz' sözü bu bilinci dile getirir.
Kelimeler
- sâlik: Tasavvuf yolunda ilerleyen kişi. Paragrafın devamında aynı kişi 'hak yolcusu' diye de anılır.
- teyakkuz: Uyanık ve tetikte olma. Yazar temkinle birlikte, sâlikin hâl içinde edebe uymasını sağlayan uyanıklık olarak anar.
- râbıta: Bağ, bağlantı. Yazar kelimeyi bu mânâda tanımlar. Tasavvufta sâlikin kalbini mürşidine ya da Hak dostlarına bağlamasıdır; paragrafta mürşid ve zikirle birlikte sayılır.
- ihsan: Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etme bilinci. Herevî, ihsanı hakîkat bâblarını bir araya getiren peygamberî bir ad sayar.
- nokta-i istinat ve nokta-i istimdat: Dayanılan nokta ve yardım istenen nokta. Yazar bunları kalbin ve vicdanın mahiyetindeki, insanı Cenâb-ı Hakk'a yönelten iki nokta olarak anar. Paragrafta sâlik her ikisi için yalnız Allah'a bakar.
Nakiller
- Kur'ân-ı Kerîm, 24/35
- Buhârî, îmân 37, tefsîru sûre (31) 2; Müslim, îmân 1 · Buhârî ve Müslim Sahîh'lerinde rivayet etmiştir (Cibrîl hadisi). Buhârî, Ebû Hüreyre rivayetini îmân bâbında (Arapça numaralamayla no 50) ve Lokmân sûresi tefsîrinde (no 4777) nakleder; Müslim, Kitâbü'l-îmân 1, Ömer b. Hattâb rivayetini (no 8) ve Ebû Hüreyre rivayetini (no 9-10) verir
- Olumsuzluk İksiri, olumsuzluk-iksiri-kirik-testi-7.gonul-darligi.p16
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “İhsan, görüyormuşçasına senin,” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, ihsan.p5)
- “Allah'ı görüyorcasına O'na kullukta bulunmak” (Sonsuz Nur, sonsuz-nur.tabiinin-mustesna-yeri.p10)
- “temkin ve teyakkuz hâlinin âdâbına uymaya” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, fena-fillah.p18)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
Hayatını sürekli bu çizgide sürdürenlerin ruhunda zamanla bir hâsıl olur ki –buna de diyebiliriz– bu meleke sayesinde sürekli ilâhî vâridâta açık kalır ve ona devamlı feyizler akmaya başlar.
Tekrarla yerleşen, kolayca ortaya çıkan kalıcı yeti ya da hâl. Yazar huyların zamanla meleke hâline gelmesinden söz eder.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, huluk.p6
Kalbin Allah'ın huzurunda olduğunu hissetmesi. Yazar huzuru bazen şuhûdun eş anlamlısı sayar; böyle kullanıldığında bazen murâkabe, bazen müşâhede kastedilir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, gaybet.p3
Yazarın kullanımında insanın Allah'a yönelen iç duyuş, seziş ve yönelişlerinin merkezi.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, allah-ve-uluhiyet-hakikati.p5
Zât-ı Hak'ın hiçbir sıfat, tavsif ve resimle sınırlanmadığı mertebeye verilen ad. Paragrafta feyzin geldiği kaynak olarak Allah böyle anılır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, taayyunat-ve-berisi.p7
Açıklama
Murâkabe çizgisinde sürekli yaşayanların ruhunda zamanla kalıcı bir hâl oluşur. Yazar buna huzur-u kalb adını da verebileceğini söyler. Yazar başka bir yerde huzuru bazen şuhûdun eş anlamlısı sayar ve bununla bazen murâkabe, bazen müşâhede kastedildiğini belirtir. Yazara göre bu hâl meleke olunca vicdan ilâhî vâridâta sürekli açık kalır ve Hazreti Ehadiyet'ten ona devamlı feyizler akmaya başlar.
Kelimeler
- meleke: Tekrarla yerleşen, kolayca ortaya çıkan kalıcı yeti ya da hâl. Yazar huyların zamanla meleke hâline gelmesinden söz eder.
- huzur-u kalb: Kalbin Allah'ın huzurunda olduğunu hissetmesi. Yazar huzuru bazen şuhûdun eş anlamlısı sayar; böyle kullanıldığında bazen murâkabe, bazen müşâhede kastedilir.
- vicdan: Yazarın kullanımında insanın Allah'a yönelen iç duyuş, seziş ve yönelişlerinin merkezi.
- Hazreti Ehadiyet: Zât-ı Hak'ın hiçbir sıfat, tavsif ve resimle sınırlanmadığı mertebeye verilen ad. Paragrafta feyzin geldiği kaynak olarak Allah böyle anılır.
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “Huzur, bazen şuhûdun müradifi” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, gaybet.p3)
- “herkesin zikri, zikredilenin onun duyguları üzerinde tesiri ölçüsündedir” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, zikir.p15)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
Murâkabenin en önemli vasıtalarından biri “”dir –Hususî olarak üzerinde durulmuştu.– İnsanın kendi kendini kontrol edip hesaba çekmesi, günah, hata ve benliği baskı altına alan daha başka duyguların şuurunda olması mânâsına gelen muhâsebe yoluyla fert, kalbinde doğruyu bulabilir, onu davranışlarıyla temsil edebilir.. ve ruhunda سُبْحَانَ مَنْ يَرَانِي وَيَعْرِفُ مَكَانِي وَيَسْمَعُ كَلَامِي “Tesbih ve takdis ederim beni göreni, görüp mekânımı bileni ve konuşmalarımı işiteni” sırrı bütün vuzûhu ile belirir. Böyle biri, bütün benliğiyle ilim ve meşîetçe yakın takibe alınmış olduğunu hisseder ve ürperir.. ve derken, gözlerini açar-kapar her yerde O’nun muradını arar...
Kişinin kendini kontrol edip hesaba çekmesi. Yazar muhâsebeyi her gün yapılan gözden geçirme olarak anlatır ve murâkabenin vasıtası sayar. Kuşeyrî, murâkabe hâline muhâsebeden sonra varıldığını söyler. Gazâlî'de sıra farklıdır: her hesap, şart koşma ve murâkabeden sonra gelir; murâkabe hesabın hazırlığıdır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, muhasebe.p1 · Kuşeyrî, er-Risâle, kuseyri-risale.b24.p6 · Gazâlî, İhyâ, gazali-ihya.b568.p5
Açıklık, belirginlik. Yazar kelimeyi 'vuzuh (açıklık)' diye kendisi karşılar. 'Bütün vuzûhu ile belirmek', sözün hakikatinin kalpte açıkça görünmesidir.
Enginliğiyle Bizim Dünyamız, enginligiyle-bizim-dunyamiz.tuketim.p30 · Kâmûs-ı Türkî, vuzûh maddesi
Açıklama
Murâkabenin en önemli araçlarından biri muhâsebedir; yazar bunun üzerinde daha önce özel olarak durulduğunu hatırlatır. Kuşeyrî de aynı sıralamayı verir: kul bu makama ancak muhâsebeyi tamamladıktan sonra ulaşır. Gazâlî'de sıra farklıdır; murâkabe, hesaptan önceki hazırlıkta yer alır. Muhâsebe yapan kişi kalbinde doğruyu bulur ve davranışına yansıtır. Ardından ruhunda 'beni göreni, mekânımı bileni ve konuşmamı işiteni tesbih ederim' anlamındaki söz belirginleşir. Bu söz Arapça verilmiştir ve ilk kaynağı bulunamamıştır. Kişi ilim ve dilemeyle yakın takipte olduğunu hisseder, ürperir ve her yerde Allah'ın muradını arar.
Kelimeler
- muhâsebe: Kişinin kendini kontrol edip hesaba çekmesi. Yazar muhâsebeyi her gün yapılan gözden geçirme olarak anlatır ve murâkabenin vasıtası sayar. Kuşeyrî, murâkabe hâline muhâsebeden sonra varıldığını söyler. Gazâlî'de sıra farklıdır: her hesap, şart koşma ve murâkabeden sonra gelir; murâkabe hesabın hazırlığıdır.
- vuzûh: Açıklık, belirginlik. Yazar kelimeyi 'vuzuh (açıklık)' diye kendisi karşılar. 'Bütün vuzûhu ile belirmek', sözün hakikatinin kalpte açıkça görünmesidir.
Nakiller
- ilk kaynağı bulunamadı
Hocaefendi'nin diğer eserlerinde
- “Hesap görme, hesaplaşma, kendi kendini sorgulama diyebileceğimiz muhâsebe” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, muhasebe.p1)
- “yakîn, muhâsebe ve murâkabesine şehadeti demektir” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, kalb.p26)
- “Sürekli muhâsebe ve murâkabe ile,” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, edep.p12)
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?
اَللّٰهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى أَشْرَفِ خَلْقِكَ مُحَمَّدٍ سَيِّدِ الْأَنَامِ وَعَلٰى أَصْحَابِه۪ ذَوِي الْاِحْتِرَامِ.
Açıklama
Bölümü bir dua kapatır. Meâli şöyledir: Allahım, bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et; bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan kaçınmayı nasip et. Yaratılmışların en şereflisi, insanların efendisi Hz. Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve saygıya lâyık ashabına salât ve selâm eyle. Duanın ilk kaynağı bulunamamıştır.
Nakiller
- ilk kaynağı bulunamadı
Komite onaylı · Açıklamalar nasıl hazırlanıyor?